YEDEK - YEDEK

AvatarLütfen orijinal site için: www.bucakbesiktas.com adresini ziyaret ediniz...

deneme 1,2

Merhaba sevgili Beşiktaşlılar...yoğun transfer görüşmeleri sonucu yazar kadrosuna transferim gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bana Beşiktaşımız hakkında ileri geri konuşma fırsatı veren ve bu siteyi tasarlayan arkadaşımız Serhat a teşekkürlerimi iletiyorum. Bilindiği gibi pek de parlak olmayan hatta vasatı geçemeyen bir ilk yarıdan sonra takımdaki eksiklikleri gidermek yerine bütün enerjisini seçimlere harcayan bir yönetimin tamam mı devam mı diyeceğini bir kaç hafta sonra öğreneceğiz. Seçimleri sonra konuşuruz, gelmek istediğim konu Bucakta maçları ortak bir mekanda izlemek isterim.Kim nerede izliyor maçları? Zaten en azından Bucakta Beşiktaş taraftarı 3.plana atılıyor bari kendimiz 1. plana yükseltelim...yazma konusunda yeteneksiz bir kişi olarak ilk yazımı burada bitiriyorum..teşekkürler

Beşiktaşlı ne ister?

İtiraz ediyorum sayın yargıç! Hayır kupadan elenmek gerçekten problem değil, aslanlar gibi oynarsın, 3-5 tane gol pozisyonun olur, oynadık ama kazanamadık dersin. Bizim elimizde ne var? Zevksiz, heyecansız ve sıkıcı bir futbol, kazanma arzusunu yitirmiş futbolcular, motivasyonsuz teknik direktör, seçim gezilerinde olan ve yalandan hala ölmeyen bir başkan... Sanki grupta lideriz, sonuç ne olursa olsun havasındayız. Oyuncu değişiklikleri yapılıyor, Serdar Özkan, Nobre ve Nihat giriyor, hiç birisi de insanda heyecan yaratmıyor, zaten sonuç da değişmiyor. Doktor bizim takıma ne yersen ye, nasıl oynarsan oyna demiş, durum o kadar umutsuz yani.

Tamam Beşiktaşlı kalenderdir, çile çekmeye alışkındır ama özellikle son zamanlarda çektiğimiz eziyet de hangi insan evladına revadır? Burada salt sportif başarıdan söz edilmiyor tabii ki, Beşiktaş kulübünün negatif ve sevimsiz imajıdır söz konusu olan. Bu başkan sayesinde hepimiz derviş olduk. Tebrizli Şems bugün yaşasaydı kesin Beşiktaşlı olurdu! Ama çekilen acının da bir sınırı var, Beşiktaşlı’nın da bir istiap haddi var, yüzümüzün güleceği günler yakın (mı acaba?)

Bir Beşiktaşlı takımından ne bekler? Valla ben önce pozitif ve göze hoş gelen, seyretmekten keyif alınan bir futbol bekliyorum (Bu sezon bir Trabzon, bir de Fener maçında keyif aldım, başka var mıydı?) 3 gol yediğimiz zaman bile 4 atabilecek bir takım istiyorum. Fair play istiyorum, kazanmak için her şeyin mübah olduğu makyavelist felsefe istemiyorum, kaybedilen her maç sonrası hakeme çamur atmak yerine kardeşim kötü oynadık yenilgiyi hak ettik densin istiyorum (kısaca Fener’in aksini istiyormuşum meğer) Beşiktaş eskisi gibi alt yapıdan yetiştirdiği futbolcularla nam salsın, milli takımdaki Beşiktaşlılar Nihat'la Rüştü’den ibaret olmasın, kadroda en az 5-6 Beşiktaşlı olsun istiyorum. Temiz tribün istiyorum, İnönü çıkan olaylarla değil sadece en yaratıcı, en coşkulu taraftarıyla bilinsin istiyorum.

Allahım duy sesimi..

Teneke Kupa

Fanatik gazetesinden Orhan Yıldırım imzalı bir haber:

İbrahim Toraman; “Kupayı kazandığımız sezonlarda, ‘Sonuçta teneke kupa, alsalar ne olur’ diye küçümsediler, hatta dalga geçenler bile oldu. Ama şimdi elendik ya, kupa bir anda pırlanta oluverdi. Bunun tek açıklaması var, Beşiktaş’ı çekemeyenlerin çok olduğudur. Elbette ki alınan sonuçlardan üzgünüz. Ancak onlara inat ligde şampiyon olacağız.”  diye konuştu.
%100 katılıyorum.


gerçekten de hep böyle olmuştur ve bugün yine benzer yorumları gese ve febeli arkadaşlarımız yapmaya başladılar yine. beşiktaş şampiyon olur, 100.yılı olduğu için izin verilmiş olur, beşiktaş şampiyon olur gese ve febe kötüydü olur, türkiye kupası alır kupa teneke olur, organizasyon lüzumsuzdu olur.

istenilen açık aslında, türkiye'de iki takım kalsın, beşiktaş her yıl ligi 3. veya 4. bitirsin, uefa gruplarını oynasın elensin gelsin. böyle olsa mutlulluktan uçacak fenerliler ve "kardeş" galatasaraylılar var.

aslında temelde aynı şeyi söylüyoruz bu ebedi dostlarımızla. evet bu alemde gerçekten iki büyük var.

ZTK

Beşiktaş belediye'yi yener işini son maça bırakır, düşüncesiyle, "ZTK da gruptan çıkabilir miyiz" anketi koymuştum, daha 8 kişi oy vermişken, beşiktaş sağolsun anketi hükümsüz kıldı.

hoş sayıca az olan cevaplarda %75 "gruptan çıkamaz" diyordu. ilk anketimizde doğru sonuca ulaştığımıza göre sadece diyebiliyorum ki "başkanlık" anketinde de sonucu doğru tahmin edebilelim.

ilave olarak mustafa'nın geçmişine, vizyonuna ve "futbol bilgisine" ol(may)an saygım bitti artık. 1990 yılında amatörce başladığım futbol izleme sevdam, 2000'lerle beraber profesyonel seviyeye ulaştı. 20 yıldır futbol izliyorum, ama hala mustafa'nın taktidiğinde orta saha ve forvet hattının nasıl kurgulandığını anlayamıyorum. birisi bana yardımcı olursa çok da mutlu olurum.

ZTK: Beşiktaş-Kasımpaşa

bir türkiye kupasının daha sonuna geldik.
yani zaten önceden de söylediğim gibi adına da beğenmemiştim bu sene.

şakası bi yana, dün akşam delirdim biraz. az biraz yandı devrelerim. yani nerden başlasam neye kızsam çok iyi bilemiyorum.

alex fergusan'la mukayese edilebilme şerefine nail olmuş Denizli dün akşam kaç-kaç-kaç taktiğiyle oynadı ben çözemedim. maç içinde bakıyorum ernst forvet arkasına geçiyo, bi bakıyorm bobo sol kanat, tello sağ kanat, nihat santrafor oynuyor işin daha da ilginci bunlar yusuf sahadayken oluyor. yusuf tam asansörde adam eksiltme moduna geçiyor, mustafa onu çıkarıyor oyundan, korner kullanmaktan başka işe yaramayan telloyu sahada unutuyor.

önceden mutlaka yazdım bunları. tekrar tekrar yazıyorum, çünkü dünden bana kalan tek şey haklı çıkmanın buruk sevinci.

kaleci olayı. beşiktaş kalesini tutan şut (şut derken etkili etkisiz hepsi) sayısı penaltı hariç 3. bunların 2si gol oldu. gol olmayan pozisyon da 70.dk civarlarında tam üstüne gelen bir toptu, ki onu da tutamadı, uzaklaştırdı. şimdi böyle olunca ne gerek vardı. korcan oynasaydı keşke. korcan'ın hatalı dediğimiz her 2 maçında da kurtardığı pozisyonların yüzdesi %33'ten yani ramazandan fazlaydı. bu 1.

ikinci yarıda mustafanın ateşe attığı necip. necip i koca sezondaki öne geçtiğimiz maçlarda oyuna almayıp, 3-1 geride olduğu ve kaybedileceği gün gibi ortada bir maça oyuna kurtarıcı olarak alıyor. taraftarın önüne atıyor. ama necip, çok şükür, beni yanıltmıyor, ve beşiktaş orta sahasını derleyip, topluyor. beşiktaş orta sahada top yapmaya başlıyor.beşiktaşın maçtaki tek kazancı oluyor. bu 2.

mert nobre. oyuna girdikten sonrasını hatırlamıyorum. ayağına top değmeden 20 dakika oyunda kalmış olabilir. sahip çıkılamayan batuhan a bu kadar şans verilseydi, bugün ligin gol krallığında makukula ile kolkola olurdu. şu an A2'deki her maç gol atanları saymıyorum, çünkü necip i bile zar zor getiren mustafa, onları görmeyecektir. bu 3.

ve maçta benim alkışladığım 2 isim. birincisi torpilli tarafından ibrahim üzülmez. adam hala oynuyor. takım yenilmesin, hadi beyler, az da çabalayın diye yırttı kendini. elinden geleni yaptı. alkışlar.

ve asıl alkışlar. yılmaz vural'a. türk milli takımını 71 yaşında adama emanet edip, 71 yaşında adama 4 yıllık sözleşme imzalayan insanlara, 4 büyük takımın hiç birini bir maçlığına bile kendisine emanet edemeyen tüm yöneticilere, sırf bu adam türk diye, sırf anadolu takımından başka takım yönetmedi diye onu adam yerine koy(a)mayan türk spor medyasına İNAT, o yine bir ruhu olan takım yaratmış. forvetinde gökhan güleç'in oynadığı bir takımla 3 gol atabilmiş bir hoca o. en büyük alkışlar da kendisine.

son yıllarda alıştığımız türkiye kupası ise bu sezon ne yazık ki olamayacak. çünkü gruptan çıkmak için kalan 2 maçımızı kazansak bile diğer 2 farklı maçtan sonuç bekleyeceğiz,

  • manisa'nın konya şekere puan kaybetsi gerekiyor, veya
  • kasımpaşa-ibb maçının berabere bitmesini bekleyeceğiz. 
ve biz beşiktaşlılar biliriz ki nerede bir maçın bizim istediğimiz gibi sonuçlanmasını bekleriz, o maç 90+3'te bize ters bir golle sonuçlanır.

kaldı ki man.utd,worlsburg,cska lı gruptayken bu hesapları yapmak koymuyor adama da konya şekerli, ibb li grupta böylesine hesaplar yapmaya biraz utanıyorum, gerçekten.

evet elde kaldı lig. o konuda da ümitlerim tükeniyor.

Bir varmış, bir yokmuş...

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, sen ninenin beşiğini tıngır mıngır sallar iken çok köklü bir ülkenin çok köklü bir spor kulübü varmıış. Bu spor kulübü 100 yaşından büyükmüş. İlk kurulduğunda insanlar onu o kadar sevmişler ki adıyla sanıyla insanların gönlünde vaz geçilmez bir sevda olmuş. Babalar çocuklarına, dedeler torunlarına, dayılar amcalar teyzeler halalar yeğenlerine, abiler-ablalar kardeşlerine anlatmış bu sevdayı ve bu sevda bir çığ gibi büyümüş.

Gün gelmiş sevenlerini mutluluklara gark etmiş bu kulüp, gün gelmiş sevenleriyle üzüntülerini paylaşmış. Gün gelmiş sevinç gözyaşları dökmüşler. Gün gelmiş içten içe hüzünlenmişler. Ama bu mükemmel tarihinde bu sevdanın yangınını hiç ama hiçbir şey söndürememiş. Hastalıkta, sağlıkta, mutlulukta, hüzünde sevenleri bir gün olsun onu yalnız bırakmamış. Tabi sevgiyle oluşturulan bu kulübe de hep sevilen insanlar başkanlık etmiş. Onları da sevmiş bu insanlar. Hataları olunca kızmışlar elbet. Oturmuşlar konuşmuşlar hataları düzeltme yoluna gitmişler ve başarmışlar da. O ülkede birçok kulüp varmış ki bu kulüplere göre birçok ilki bu spor kulübü gerçekleştirmiş. Taa ki, günlerden bir gün çok zengin bir adamın şımarık bir oğlu bu kulübe bulaşana kadar.

Bu zengin adamın oğlu, önce kulübe yaklaşmak için başkanlardan birini kandırmış. Ona yardım etme bahanesiyle saraya girmiş. Saraya girdikten sonra saray çalışanlarını başkana karşı kışkırtmış.. Saray çalışanları da bu adamın ifadelerine kanmışlar. Aslında o zaman ki başkan gerçekleri görmüş görmüş ama onurluymuş, karakterliymiş, seviyeliymiş ve demiş ki "istenmediğim yerde durmam" demiş ve hemen istifa etmiş. Bu durumdan yararlanmak isteyen bu zengin adamın oğlu, hemen önceden göz koyduğu ve aslında birlikte çıktıkları yolda arkadaşının olan koltuğa oturmak için aday olmuş. Demokratik bir anlayışa sahip olan bu kulübün saray çalışanlarını da paranın huzur getireceğini, mutluluk getireceğini söyleyerek kandırmış. Madem öyle demiş saray çalışanları bir kere de buna bakalım demiş. Ama ne de olsa bir kere kulübün içine nifak tohumlarını sokmuş bu adam.

Bu adam, arkadaşlarını satan (bkz. S. Bilgili olayı), işgüzar(taraftarı kışkırtması), yalancı(takımın gerçek borcu, tabataya ödenen para vb.), menfaatçi (bu güne kadar mustafa Debnzli'ye gösterdiği müsamahayı başkasına göstermemiştir çünkü o da bununla aynı bakış çısına sahiptir.) ,utanmaz, yüzsüz(küfürler), başarısız(gelen teknik direktörü göndererek tüm başarısızlıkları onlara yüklemiş ve kendi başarısızlığını böylece örtmeye kalkmıştır.), kötüniyetli bir adammış. Saray çalışanları bu durumu geç de olsa anlamışlar. Anlamışlar anlamasına da bu kez bu kötü adam kulübü o kadar çok borç batağına sürüklemiş ki, içinden çıkılmaz bir duruma getirmiş.

Nitekim o sevgiyle dolu insanlar artık çok sevdikleri el üstünde tuttukları yaşam tarzı haline getirdikleri kulüplerinin başında böyle bir adamın olmasından dolayı acı içinde iken aynı zamanda o adama nefret duymaya başlamışlar. Bu insanlar takımlarını saatlerce, günlerce, gecelerce, aylarca, yıllarca kendilerinden geçercesine(rekor) destekledikleri yerde artık sadece bu adama nefretlerini kusmaya başlamışlar.

***********masalımızın iki sonu var************

1-)Nihayet seçim günü gelmiş, saray çalışanları tüm bu yaşananlara rağmen akıllanmamışlar ve adam gene o koltuktan kalkmamış. Bu güne kadar yaşanan nefret daha da büyümüş. Kulüp o eski güzel ve mutlu günlerini bir daha görememiş. Bu kulübün taraftarları her ne kadar bu büyük sevdayı yüreklerinde taşımaktan ömür boyu onur duysalar da gönüllerinin bir köşesinde hep bir burukluk sezmişler...

2) Nihayet seçim günü gelmiş, saray çalışanları tüm bu yaşananlardan ders çıkarmış ve bu adamı saraydan atmışlar. O günden sonra yeni gelen başkana da göz dağı vermişler çalış demişler eski başkan gibi dediğim dedik öttürdüğüm düdük deme demişler bir bilene sor demişler ve bundan sonra gelen her başkanı denetlemişler. Böylece artık eski güzel ve mutlu günlerine geri dönmüşleeeer...

Efeendiiimmm gökten üç elma düşmüş, birisi delegelerin kafasına, birisi Murat Aksu'nun kafasına birisi de Bucaklı Beşiktaşlılara...

Yıktık perdeyi eyledik viran, gidip sahibine haber verelim hemaan. Şürç- lisan etti isek affola tüm hayatınız neş'eyle dola...
13.01.2010 saat 02:30 K.paşa 3-Beşiktaş 1

blog deneme


Yazı, söylenen sözcüklerin kayda geçirilmesi yöntemi ve bu esnada kullanılan semboller bütünü. Çoğu uzmana göre insanlık tarihinin en önemli buluşu olan yazının, ilk olarak M.Ö. 3500 yıllarında Sümer rahipleri tarafından kullanıldığı bilinmektedir.[kaynak belirtilmeli] Yumuşak kil üzerine sivriltilmiş uçlu kamış parçaları ile şekiller çizilerek gerçekleştirilmiştir. Kullanılan kil tabletin kızgın fırınlarda pişirilmesi ile ise kalıcı yazı elde edilmiştir.
Sümer rahipleri yazıyı, tapınak ve depolarda bulunan malları kaydetmek amacı ile kullanmışlardır. Bu kayıtları tutarken bu işlemleri gerçekleştirenlerin isimlerini belirtme sorunu doğmuştu. Bunun üzerine kişi isimlerinin heceler nesne adlarına benzetilerek ilgili nesnenin resimleri çizildi. Kısa zamanda o nesnelerin işaretleri nesneyi değil, o nesnenin adındaki sesleri belirtmeye başladı. Bu şekilde, hecelerin seslerini simgeleyen işaretler kullanılarak kayıtlar tutuldu. Böylece zamanla günlük konuşmaların seslerini belirten işaretler ortaya çıkmış oldu.
Ancak insanlar yazıyı birdenbire öğrenmediler. Önce mağara duvarlarına, kaya ve taşlara yaşadıkları olayları anlatan resimler yaptılar. Bu resimlere çok eski çağlardan kalma mağaralarda bugün bile rastlanmaktadır. Ancak bu resimler tam anlamıyla birer yazı niteliği taşımamaktaydı. Zamanla bu resimlerin gelişmesiyle ideografik yazı şekli ortaya çıktı. Olaylar yine resimlerle belirtiliyor ancak resimler, kendisini değil de anlamını tanımlıyordu. Örneğin bir kuş resmi "uçmak" eylemini anlatmak için yapılmıştı. Kuşu anlatmak için değil. Mısırlılar, bu resimlerle yazının her iki şeklini de genişletip basitleştirdiler. Böylece resimle yazı, binlerce yıl içinde değişe değişe yazıya döndü. Buna hiyeroglif yazısı denmektedir. Mısır hiyeroglifinde üç binden fazla işaret olduğu tespit edilmiştir. Bu yazı resimlerden kurtulamadığı için alfabeye geçememiştir.
Hititler ve Persler, yazılarını kilden tuğlalar üzerine ucu sivri bir çubukla yazarlardı. Onun için yazıları çok ince, çivi biçiminde çizgilere benzerdi. Bu nedenle kullandıkları yazıya "çivi yazısı" adı verilmiştir. Hitit çivi yazısında 419 harf vardır.
Çinliler hiyeroglifleri bütün uluslardan önce kullanmışlardı. En eski Çin yazıları M.Ö. 1766'da görülmektedir. M.S. 200'de ise son şeklini bulmuştur. Bundan sonra bazı mahallî değişikliklere uğramıştır. Ancak, büyük bir değişiklik göstermemiştir. Çinliler bugün de hiyeroglif yazıyı kullanmaktadırlar.
FenikelilerSuriye'nin sahillerine yerleşmişlerdi. Ülkeleri tarım bakımından yetersiz olduğundan denizcilik ve ticaretle uğraşmışlardı. Bu nedenle ticaret yaptıkları ülkelerin uygarlıklarını incelemişler ve yaymışlardı. Bunun sonucunda 26 harften meydana gelen bir yazı, daha doğrusu bir alfabe doğdu. Bu alfabe, Yunanistan'dan İtalya'ya geçti. Oradan da bütün Avrupa'ya yayıldı.
Çoğu tarihçiye göre tarih çağları, yazının bulunması ile başlamaktadır. Çünkü insanların yaşadıkları olaylar yazının bulunması ile kayda alınmış ve bu zamana kadar korunmuştur.
Bilenen tüm yazı türlerinin Sümer yazısından kaynaklanmış olması olası kabul edilmektedir. Aynı zamanda yazının bulunması tarihsel çağların başlangıcı sayılmaktadır.

Miss Piggy’ye ne oldu?

Uzun bir süredir yazılarımı yazamayıp 70 milyonu üzüntüye gark etmemin sebebi iflah olmayan amansız bir hastalığa yakalanmam. Peki bu amansız hastalığın perde arkasında neler yaşandı?
Geçtiğimiz hafta yılbaşı tatilini fırsat bilerek blogumuzun olağan yönetim kurulu toplantısını yapmak üzere Ankara’dan İstanbul’a intikal ettik. Tabii bu toplantıyı her nasılsa haber alan (içimizde köstebek mi var T-rip???) YD’nin hunharca hazırladığı Bolu dağı civarında 4, Kartal’da 5 ve FSM köprüsündeki 3 suikast girişimini ustaca atlattık. Çok şükür ki siyah beyaz boyuna çizgili çelik yeleklerimiz üzerimizdeydi. Sayın YD, tamam yurt çapında çok etkili bir muhalefet yürütüyoruz, tamam yaklaşan kongrede Beşiktaş delegesi bir işaretimize bakıyor ama bütün bunları konuşarak da çözebiliriz di mi? Neyse, İstanbul’da uzuun uzun Beşiktaşımız’ın önümüzdeki 10 yıl aralıksız Şampiyonlar ligi şampiyonu olması için yapılması gerekenleri bir liste halinde çıkardık ve listeyi 2 parçaya böldük. Birisi Serhat’ta diğeri bende, bu parçalar bir araya geldiğinde ancak tam liste ortaya çıkıyor. Yakın tarihte bu liste nedeniyle bana bişey olursa sorumlusu YD’dir, buradan ihbar ediyorum.
Neyse İstanbul’dan dönüşte otobüste YD’nin ustaca hazırladığı bir düzenek sayesinde (sonradan anladım ki benim koltuğumun üzerindeki havalandırmadan tonsilit virüsleri üflenmiş) ağır bir boğaz enfeksiyonuna maruz kaldım ve maçlara iğneyle çıktım. Yani Beşiktaş’ın Vitesse ve Hamburg maçlarını iğneyle izledim. Hani iğneyle oynadı muhabbeti vardır ya bu vesileyle empati de yaptım, görüldüğü gibi hastalığım sırasında bile boş durmayıp çalışan cevval bir kişiliğim.
Bu yazıyı yokluğumla ilgili yok tatilde, yok bloglararası transfer görüşmelerinde gibi asılsız spekülasyonlara cevap vermek için kaleme almak zorunda kaldım. Bir kartal gibi görevimin başındayım! Haa.. transfer teklifleri var tabii, mütemadiyen. Hatta transferleri usulünce reddetmek için bir tane eleman bile tuttum. En son Arjantin’den geldiler, şu Maradona’nın hakkından yazılarınla ancak sen gelirsin El Piggo dediler ama Arjantincem çok iyi olmadığı için kabul etmedim.
Yazıyı bağlayamadım, böyle kalsın en iyisi.

yılın teknik direktörüüü!!!!!!!!

Yılın Teknik Direktörü Ödülü Mustafa Denizli’nin.
11.01.2010 16:35Feyziye Mektepleri Vakfı (FMV) Işık İlköğretim Okulu tarafından düzenlenen ''Spora Işık Tutanlar Ödül Töreni'' yapıldı. Mustafa Denizli, Yılın En İyi Teknik Direktörü ödülünün sahibi oldu.
Toplam 400 öğrencinin oylarıyla belirlenen Spora Işık Tutanlar anketinin sonucunda 13 dalda ödül dağıtılırken, ödül töreni de FMV Işık Okulları Nişantaşı Kampüsü'nde gerçekleştirildi.


Bu şaka olsa gerek bizm başkan bu 400 cocuga para teklif etmesin yapar valla takımın parasını havaya sacmaya bayılan bir başkanımız var ne de olsa allah razı olsun klüp borc içinde yüzüyor sayesinde birden eskii günler aklıma geldi serdar bilgili ve hüsnü güreli zamanları takımı kurus kurus yönetirerdi Hüsnü Güreli taktımı gözlükleri aldımı eline defterini adam kuruşu daha incelerdi tek borcsuz klüp olan beşiktaş şimdi bu iş bilmeyenlerin yüzünden borç içinde yüzüyor defol git artık tüpçü yeter cidden yeter...

Gel gelelim asıl konuma Mustafa Denizliye bu ödülü nası vermişler hayret gençlere hiç şans tanımayan birçok maçta futbol bilgisinin pek olmadıgını en azından zekasının olmadıgnı gördüğümüz hep sırıtan lakayıt bir herif işte bu adam bizim klube hiç yakışmıyor geldiğinden beri nefret ediyorum su adamdan adam batuhan başta olmak üzere takımın tüm gençlerini yedi geleceğimzi yedi sonrada gidildi tabataya o para bayıldı alt yapı desteklenseydi ordan çıksa fenamı olurdu Ertuğrul olucaktı ki bomba bir takımdık şimdi Denizli korkak bir adam iki genç bile oynatamayacak kadar korkak bir herif hala da takımın başında birde ödül almış hey allahıımm neyse sakin oll murat :) bu adamla bu gemi yürümez su almaya başladı zaten gemiden atla git de rahatlayalım tabii önde Demirören arkada sen mustafa denizli...

Sarı Şahin vs. Kara Kartal


sarı şahin ile kara kartal'ın halısaha tadındaki mücadelesi, insanı cileden çıkaran spikerin dediğine göre dört dörtlük bir zevk verdi. o kadar zeki ki emre tilev arkadaşımız 4-4 biten maça süper bir kelime esprisi yapıştırıp dört dörtlük maç diyor. şampiyonlar ligi maçı tadında anlatmasına gerek yoktu. inandırıcı değil çünkü.

maç, bir hazırlık maçıydı ve ne kadar hazırlandığımızın göstergesi olacaktı, bi fikir verdi aslında. bakalım neler olmuş.
bir kere maç esnasında yine kendi kendime onlarca kez, neden? neden? diye sormak zorunda kaldım. Yani biz holosko nun sakatlığı sürecince sağ kanatta neden tello, nobre, ekrem, tabata... gibi isimleri izledik?

erkan zengin. oyunda kaldığı 45 dakika boyunca bir sağ açık olmasa da bir sağ iç oyuncu nedir nasıl olmalıdırı göstermedi mi? türk futbolseverinin sevmediği (ama aslında futbolun en temel gereklerinden biri olan) al gülüm ver gülüm işlemini, topu alıp dikine adam eksilterek gitmeyi, gelen topu daha stop etmeden kafasını kaldırıp paz vereceği arkadaşını araması... yani beşiktaşın ilk yarıda oynadığı futbol ortadayken bunları yapabilen bir kişinin yedek kulubesinde bile sayılı oturmuş olmasını kim nasıl açıklar?
rıdvan şimsek. sağ bekte her maç oynasa, bir allahın kulu da çıkıp ya bu çocuğu neden oynatıyo bu hoca diyemez. kesinlikle hiç sırıtmadı, sırıtmak bi yana o bölgedeki ibrahim kaş'ın hiç bilmediği ters kademeyi bilmesiyle de bence onun önüne geçti.
korcan.benim bile ümitlerim tükendi. 2 maçlık şans yakaladı, gerçekten talihsiz goller yedi. yolu açık olsun. ben beğenmiyorum demiyorum hala. çok daha iyi maçlarını kendi gözlerimle izledim. dün zıplayarak altından giden gol dışındaki toplara rüştü veya hakan olsa ne yapabilirlerdi?
ramazan özcan. maç esnasında pek pozisyon olmadı. iki penaltı kurtardı ama yine de emin değilim kendisinden.
nobre. bugün gitse kulüpten zerre üzülmem. gitsin artık. defansif forvet kavramını türk futboluna soktu. bu üstün hizmetten dolayı malülen emekli edilsin, alanyada bir pansiyonda lig tvli bir odada sessiz, sakin bir hayatı olsun.
tello. gönderilecek yabancı için birinci adayımdı. oyumu da ona vermiştim. ama dün bi kıpırdanma sezdin kendisinde. bu gönderilmemek için miydi yoksa gerçekten iyi niyetli miydi, göreceğiz.
nihat. bi kere emre tilev'in abarttığı kadar bir performansla oynamadı. yani maçı izlemeyip sadece dinlesek, zlatanla karıştıracaz. yok ispanyolları da böyle hayran bırakmış kendine, yok bir frikik üstadıymış, yok tıpkı eski günlerdeki oynuyormuş. ligde bir (ilk) golunü attıktan sonra da şeytanın bacağıyla ilgili şeyler söylenmişti. ama olmadı. o(vitesse'de hiç resmi maç oynamamış genç yetenek) kaleciye gol attım diye sevinen laliga gol kralı olmaz olsun. ama inşallah o şeytanın bacağı kırılmıştır. 
necip uysal. ve gelelim benim adamıma. tartışmasız ilk 11'e bugün koyarım. ernst'e kıyamam belki ama fink'i keser onu oynatırım. atletik bi kere. şut çekebiliyo. oyunun yönünü çok rahat değiştirebiliyo. topla ilerleyebiliyo. bunları ben çok izlemiştim ama dün sanırım sizler de görmüş oldunuz. hiç heyecan yok. korcan gibi sırıtmıyo takımda, sanki hep orada oynuyormuş gibi bi rahatlık var üzerinde. ısrar edilmeli. toplam da bu sezon resmi-gayri resmi 180 dakika oynamamıştır A takımda. ama o sınırlı sürede de sıfır hata ile oynadı.

beşiktaşı konuştuktan sonra lafı türk hakemliğine getirelim. çok çok uzun süredir bu kadar kötü bir yönetim görmemiştim. 3 penaltı, 1 kırmızı, 6 sarı kart verdi. hazırlık maçında. demek ki yüksek gerilimli bi maç olsaydı direkt tatil edilecekti. yani şimdi tek tek şu penaltı yalan, şu kart hatalı demeyeceğim ama hakemin öncelikli amacı 22 kişiyle biten ve topun oyunda kaldığı aktif sürenin de 90 dakikaya en yakın olacağı süreyi sağlamaktır. her hareket kart, her faul penaltı, her itişme faul diye oyun durdurulmaz. yani hakemlere hala seminer veriyorlar, hakemlere oturup da power pointte kuralları anlatmanın bi anlamı yok. oturup ingiltere ligi maçlarını izlesinler. pratik bilgi olur.

bu akşam kayseri-hamburg maçının galibiyle final maçı oynacağız. cumartesi akşamı ben rakip olarak kayseriyi istiyorum. bana ne hamburg'tan. avrupada işini bitirmiş bir takımız ve kayseri de ligin en sağlam takımlarından birisi. lig öncesi daha anlamlı bir maç olur diye düşünüyorum.

Sezon Arası (Hatıralar)


Yok öyle ciddi ciddi yazılacak bir şey yok.

Maçlar seçimler vs. hep beklemedeyiz. Bir tek umudum delgado dan kurtulabilecek olma şansımız. Transfer sezonunda şansımız yaver giderse delgado artık bu takıma girmeyecek.

Bazı başka yazar arkadaşlar gibi ben Denizli yi de bir kaç maç harici çok eleştirmedim. Genç yetenek çıkartılmıyor deniyor. Doğrudur. Kim çıkarttı ki metin ali feyyazlardan sonra. Bir tek con bencamin toşak. O da şu an bize büyük hizmetlerde bulunan NİHAT!

Can sıkmaya gerek yok. Eskilerden bir fotoğraf elime geçti onu paylaşmak istedim. Nedeni ise gayet basit. Şöyle toplanıp bir maça gitme imkanı olur mu tüm bucaklılar olarak diye geçti içimden bu fotoğrafa rastlayınca.

Sanırım Bjk-Kayseri maçıydı o kadar uzun zaman oldu ki azıcık da zayıfmışım hani kaç seneler olmuş oradan hesap biçmek lazım. :)

Sitemizin öncüsüne de selamlar bu arada ;)

İkinci Yarı Hazırlıkları


Bucakbeşiktaş olarak takımı yakinden takibimiz sürüyor. Yerinde incelemeler için Antalya kampına gelen takımımızı hava alanında karşıladım. Kalabalıktı. Bucaklıbeşiktaşlılardan tek ben ordayken, antalyalı beşiktaşlılar 2 otobüs gelmişler. Neyse efendim ben yakalayabildiklerimle kısa kısa röportajlar yaptım. İşte o kısa röportajlar:


Serhat Erdoğmuş: Heyy kaptan ?
Tayfur Havutçu: Kaptan? Estağfurullah bizden geçti.
S.E: Olur mu kaptan, sen benim jenerasyonum için her zaman kaptansın.
(Gülüşmeler)
T.H: Eyvallah...
S.E: Çok teşekkürler hocam.
Evet Tayfur sizin de gördüğünüz gibi az konuştu. Ama bakışlarıyla ve peltekliğiyle bana çok şey anlattı. Aramızdaki dostluk gereği konuştuğumuz diğer konuları buralara yazmıyorum.



Serhat Erdoğmuş: -İbo kaptan, bi foto?
İbrahim Üzülmez: - Tabi ki.
S.E: Çekiyorum abi.
İ.Ü: Tamam mı?
S.E: Eyvallah kaptan. Büyüksün böyle kal.
İ.Ü: Yok canım.


Deli kaptanla da sırtlarımızı sıvazlarken, telepatik olarak konuştuk. İsmail ne olur dedim. Benden öğreneceği çok şey var dedi. Önümde oynasa ikimiz öttürürüz sol kanadı, koridor yaparız dedi. Yaparsınız dedim.


Bobo: Hangi kamera?
S.E: Burdasın.
B: Teşkurler.
S.E: Ben teşekkür ederim.
Boboyla konuşamadık tabi. Kendisine ilgi yoğundu. Hoş kendisi de artiz biraz. O kulaklıkları çıkarsa önce konuşacaz ama yok. Bak yukarı kaptanlara. Boşuna kaptan olmuyo insan.


Kaptan demişken Toraman'ı yakalayamadım. Uçarak gitti resmen. Ayrıca Serdar Özkan'la bi fotoda yer aldım. Ama yayına vermeye değmez kendisi. Zaten orada da "Serdar abisi, bakcan mı bi?" şeklinde yanıma çağırdım. Fotoğrafı çektikten sonra "Tamamdır gidebilirsin" dedim, gitti. Öle de bi çocuk hala.

Mustafadamus da oradaydı tabi. Onla sarmaş dolaş poz vererek sevenlerimi üzmek istemedim. Hatta karşımda sırıttıkça sinirlendim üstüne gidiyodum ki fotoğraftaki adamlar araya girdi, bi de çiçek verdiler üstüne.

Buraları işin magazin kısmıydı. Olay ise şu şekilde:
Beşiktaşımız Antalya'da Vitesse, Hamburg ve Kayserispor'un katılacağı tuttur.com kupasında hazırlanacak ikinci yarıya. İlk maçımız Vitesse ile. Kazanırsak birincilik maçı için diğer maçın galibiyle, kaybedersek diğer kaybedenle üçüncülük maçı yapacağız.
İlk maçımız 6 Ocak'da 20.30'da StarTV'de.
Final ve 3.lük maçları da 9 Ocak günü 17.00 ve 20.30'da yine StarTV'de yayınlanacak.